‘Video75 Biyografi’ kategorisi için arşiv

09
Ara

http://video.google.com/videoplay?docid=5762714709014580290 Che guvara kimdir biyografisiCHE GUEVARA KİMDİR?

Ernesto Rafael Guevara de la Serna , 14 Haziran 1928′de Arjantin’in Rosario şehrinde doğdu. Devrimci bir ailesi vardı. Henüz iki yaşındayken daha sonraki gerilla yaşamında kendisine büyük bir dert olan astım hastalığına yakalandı. İlkokulu Alta Gracia’da, ortaokul ve liseyi de Cordoba’da tamamladı. Lise yıllarında Marksist düşüncelerle tanıştı. Guevara ailesi 1944′de Buenos Aires’e taşındı. Che burada tıp fakültesine kaydoldu. Aynı zamanda bir çok işte çalışıp ailesine katkıda bulunuyordu.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/tarih/60604-che-guevara-kimdir.html#post510377

1951′de tıp öğrenimine ara vererek, bir arkadaşıyla birlikte Latin Amerika kıtasını daha yakından tanımak için motosikletle yolculuğa çıktı. Gördüğü yerlerdeki insanların ezilmişliği, sömürü ve zulüm altındaki yaşayışları O’nu çok etkiledi. Düzene karşı savaş düşüncesi artık yavaş yavaş Che’nin beynine yerleşmektedir. Bir yıldan fazla bir süre dolaştıktan sonra Buenos Aires’e geri döndü. Aynı yıl üniversiteyi bitirdi. Daha sonra bir arkadaşıyla birlikte Arbenz hükümetine destek olmak için Guatemala’ya gitti ve burada evlendi. 1954′te Arbenz hükümetinin ABD destekli bir darbeyle düşmesiyle birlikte Meksika’ya gitti. 1956′da Meksika’da Fidel Castro’yla tanıştı ve Küba devrimine katılmaya karar verdi.
Kaynak: Bydigi Forum http://www.bydigi.net/showthread.php?p=510377

1956′nın Aralık ayında Che, Fidel ve 83 arkadaşıyla birlikte Küba’ya gitti ve Sierra’larda gerilla savaşı başladı. Gerilla birliği içerisinde gerek politik, gerek askeri yetkinliğiyle öne çıktı ve önemli sorumluluklar üstlendi. Küba devriminin başarıya ulaşması için sonsuz emek verdi.

Aralık 1958′de Che’nin komutanlığını yaptığı gerilla birliği Las Villas’a yürüdü. Burada Batista ordusunu yenerek Santa Clara’ya gitti. 2 Ocak 1959′da gerilla birliklerinin Havana’ya girmesiyle devrim zaferle sonuçlandı.
Devrimden kısa bir süre sonra Küba vatandaşlığına kabul edildi. Devrimden sonra da dış siyasetten, ekonomiye, maliyeden, sanayi bakanlığına çeşitli üst düzey görevlerde bulundu. Avrupa, Asya, Afrika ülkelerini kapsayan bir gezi yaparak onlardan maddi-manevi destek aldı. ABD emperyalizminin Küba’ya uygulamaya çalıştığı ambargoyu etkisizleştirdi.
1965 yılına kadar Küba’daki görevlerini sürdürdü. ?65′in Eylül’ünde Küba’daki tüm görevlerinden ve Küba vatandaşlığından ayrıldığını bildirdi. Vietnam, Kongo, Latin Amerika ülkelerinin çeşitli yerlerini dolaştı.
1966′da Bolivya’ya gitti. Ancak buradaki gerilla faaliyetleri uzun sürmedi.

Che, bir köyde halka açık bir konuşma yaptıktan sonra, köy muhtarının birliği
ihbar etmesiyle 8 Ekim 1967′de El Yuro’da yüzlerce asker tarafından çevrildi.
Bacaklarından yaralanan Che tutsak düştü. Higueras köyünün okuluna götürüldü ve
sorguya çekildi. Hiçbir soruya cevap vermedi. Ve 9 Ekim’de Bolivya
Cumhurbaşkanı’nın emriyle katledildi.

BOLİVYALI KÜÇÜK ASKER

Bolivyalı küçük asker,
Bolivyalı küçük asker,
sırtında tüfeğin, gidiyorsun
tüfeğin Amerikan malı
tüfeğin Amerikan malı
Bolivyalı küçük asker
tüfeğin Amerikan malı.

Sinyor Barrientos verdi onu sana
Bolivyalı küçük asker
Mister Johnson’ un armağanı
kardeşini vurman için
kardeşini vurman için
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurman için.

Kim bu ölü, bilmiyor musun
Bolivyalı küçük asker?
Bu ölü Che Guevara,
Arjantinliydi Kübalıydı
Arjantinliydi Kübalıydı
Bolivyalı küçük asker,
Arjantinliydi Kübalıydı.

En iyi dostundu senin,
Bolivyalı küçük asker,
yoksulların dostuydu
doğudan dağlara kadar
doğudan dağlara kadar
Bolivyalı küçük asker
doğudan dağlara kadar.

Gitarım tepeden tırnağa
Bolivyalı küçük asker
yas tutuyor, ağlamıyor
ağlamak insan işi
ağlamak insan işi
Bolivyalı küçük asker
ağlamak insan işi.

Sırası değil ağlamanın
Bolivyalı küçük asker
ele mendil yakışmaz şimdi
ele tırpan yaraşır
ele tırpan yaraşır
Bolivyalı küçük asker
ele tırpan yaraşır.

Para veriyorlar sana
Bolivyalı küçük asker
alıp satıyorlar seni
bu iş zalimin işi
bu iş zalimin işi
Bolivyalı küçük asker
bu iş zalimin işi.

Vakti geldi uyanmanın
Bolivyalı küçük asker
dünya ayağa kalktı
erkenden doğdu güneş
erkenden doğdu güneş
Bolivyalı küçük asker
erkenden doğdu güneş.

Doğru yolu tutmaya bak
Bolivyalı küçük asker
kolay bir yol değil bu
kolay değil, düzgün değil
kolay değil, düzgün değil
Bolivyalı küçük asker
kolay değil, düzgün değil.

Şunu öğrenmen gerek
Bolivyalı küçük asker
kardeş dediğin vurulmaz
kardeşini vurmaz insan
kardeşini vurmaz insan
Bolivyalı küçük asker
kardeşini vurmaz insan.

, ,

09
Ara

http://video.google.com/videoplay?docid=-4774131645394117334Fidel Castro kimdir?
O, İngiltere Kraliçesi İkinci Elisabeth ve Tayland Kralı Bhumibol Adulyadej?in ardından dünyada en uzun süreyle iktidarda kalan üçüncü lider. 80 yaşındaki Fidel Castro, Küba?yı, ABD?nin yıllardır süren baskılarına rağmen 21. yüzyıla taşımayı başardı.

İSTANBUL – ABD?nin burnunun dibinde tam 49 yıldır iktidarın mutlak hakimi olan bir lider vardı. Kimine göre bir efsane kimine göre bir diktatördü o… 81 yıllık uzun ömründe pek çok badireler atlatan Küba Lideri Fidel Castro?nun dünya sahnesine çıktığı tarih 1953 olarak kayıtlara geçiyor.

Sosyal bilimler ve hukuk okuyan genç Castro, henüz 27 yaşındayken Batista diktatörlüğüne karşı baş kaldırdı ama başarılı olamadı. İktidarı ele geçirmek için önünde daha 6 yıl vardı.

3 yıllık mahkumiyetten sonra çıkarılan afla serbest kalan Castro, Meksika?ya geçerek devrim için çalışmaya başladı. Silahlı mücadeleden başka seçenek olmadığını düşünüyordu.

1956?da yanında Che Guavera ve küçük bir grupla Küba?ya döndü; gerilla savaşı verdiler. Birçok engele rağmen takvimler 1959 yılının ilk gününü gösterdiğinde iktidarı ele geçirmişlerdi.

Castro, ilk elden neredeyse tüm yetkileri kendisinde topladı. ABD, daha o zamanda onu devirmeyi amaçlıyordu. Domuzlar Körfezi Çıkarması tezgahlandı. ABD ajanları, bini aşkın Kübalı muhalifi örgütlemiş; ancak Domuzlar Körfezi Çıkarması fiyaskoyla sonuçlanmıştı.

1961?DE KÜBA?YI SOSYALİST DEVLET İLAN ETTİ
Fidel 1961 yılındaki bu karanlık olaydan sonra Küba?yı sosyalist devlet olarak ilan etti. Soğuk savaşın en şiddetli günleriydi. ABD, Küba ile ticari ilişkilerini kesti; Küba ise Sovyetler Birliği ile bu ülkede rejimin yıkılacağı 1991 yılına kadar sıcak ilişkilerini sürdürdü.

1962 yılındaki füze krizi ise, dünyayı bir nükleer savaşın eşiğine getirdi. Zira Küba?ya Sovyet füzelerinin konuşlandırılması için iki ülke arasında gizli bir anlaşma imzalandığı ortaya çıktı.

Nükleer başlık taşıyan Sovyet füzeleri, 145 kilometre uzaklıktaki ABD?ye, Amerikan füzeleri de Küba?ya çevrilmişti. Sovyetler?in füzeleri geri çekmeyi kabul etmesiyle savaşın eşiğinden dönüldü ama ABD ile Küba arasındaki kavga, günümüze kadar süregeldi.

?80 YILDA 600 SUİKAST GİRİŞİMİ?
Fidel Castro, 600 suikast girişiminden kurtulduğunu iddia ediyor. Ona göre, ABD ajanları ve ABD?nin desteklediği Kübalı muhalifler, kendisini defalarca öldürmeye çalıştı.

Son açıklamalarından birinde, ?80 yaşıma geldiğim için mutluyum. Bunu hiç tahmin etmiyordum. Üstelik, dünyanın en büyük gücü her gün sizi öldürmeye çalışırken? diyordu.
Castro, yüzbinlerce Kübalı?nın dinlediği 3-4 saat süren uzun konuşmalarıyla da hatırlanacak. ABD?ye kafa tutmaktan asla vazgeçmeyen Castro?nun konuşmalarında bunun izlerini görmek mümkün.

Sözgelimi ülkesinin ABD tarafından işgali olasığılı gündeme getirildiğinde hala adeta aslan kesiliyor. ?Ülkemi savunma adına ölümüne savaşmak için en ön sırada yer alırım?, ?Bizi hiçbir şey durduramaz. zafer bizim olacak? diyen Fidel, yıllar boyunca devrime olan inancında da hiçbir şey kaybetmedi.

SOSYAL ALANDA ÖNDER ÜLKE
Sovyetler Birliği?nin çöküşüyle sarsılan, büyük ölçüde yalnız kalan Küba?yı 21. yüzyıla taşımayı başardı.

Yarattığı Küba ile üçüncü dünya ülkelerine ilham verdi. Küba, yıllardır özellikle sosyal alanda pek çok ülkeye önderlik ediyor. Ülkede, sağlık ve eğitim hizmetleri ücretsiz. Hatta Küba, üçüncü ülkelere sağlık alanında yardımcı oluyor, çeşitli projeler için insan ve tıbbi malzeme desteği sağlıyor.

Castro bu atılımlarla, pek çoklarına göre eşitlik, adalet ve dayanışmanın sembolü oldu.

Dostlarına da sırtını dönmedi. Küba Devrimi?nin ardından bu kez Bolivya dağlarında devrim için çarpışmaya giden en yakın arkadaşı Che?ye vefasını, ölümünden yıllar sonra kemikleri Küba?ya getirildiğinde söyledikleriyle gösterdi. Che?ye tarih için, yaşamı ve gösterdiği örnek için teşekkür ediyordu.

Muhalifleri ise, Castro?yu bir diktatör olarak tanımlıyor; her hareketlerinin izlendiğinden, baskılardan, yolsuzluktan, işsizlikten şikayet ediyorlar.

ABD, hem gizli hem açık bir şekilde Küba içindeki ve dışındaki muhaliflere yönelik desteğini sürdürüyor. Washington?un, Küba?ya yönelik ambargosu da sürüyor. Ancak pek çok yorumcuya göre, tüm bu desteğe rağmen, ufukta Küba?da bir iç ayaklanma ihtimali görünmüyor.

26
Kas

http://video.google.com/videoplay?docid=-5946745333579684000Sibel Can, 1 Ağustos 1970′de, Engin Cangüre ve Emine Gül Sezer Cangüre’nin ilk çocuğu olarak Fatih, Karagümrük’te dünyaya geldi. Gerçek adı Sibel Cangüre olan sanatçının babası birçok ünlü soliste eşlik eden bir keman sanatçısıydı.
Sibel Can’nın müzikle tanışması küçük yaşlarda oldu. Henüz 13 yaşındayken, gelen teklif üzerine Viyana’da oryantel olarak sahneye çıkmaya başladı. Babası ile yurtiçinde ve yurtdışında yaptığı turnelerde hem oryantallik hem de solistlik yapmaktaydı. Galata Kulesi ve Astorya gibi kulüplerde çıkan sanatçıyı, Nükhet Duru’nun Fahrettin Arslan’a tavfiye etmesi üzerine sanatçının bir anda dünyası değişti. Sanatçı böylece Maksim Gazinosu’nda ilk sahnesini aldı.

Ancak yaşının küçüklüğü sebebiyle ceza alan gazinonun kapatılması üzerine Fahrettin Arslan’nın yardımıyla mahkemede yaşı 6 yaş büyülttürüldü. Maksim gazinosunda Muazzez Abacı, Neşe Karaböcek ve Emel Sayın gibi ismlerin alt kadrosunda çalışma imkanı buldu. Assolistliğe yükseldiğinde henüz 17 yaşında idi.

Sibel Can, 1987 yılında Kervan Plak’tan ilk albümü olan “Günah Bize”yi çıkarttı. Bu albümde Orhan Gencebay’ın büyük desteğini gördü. Albüm kısa zamanda satış rekorları kırdı. 1988 yılında o dönemin popüler isimlerinden olan Hakan Ural ile Zerrin Özer’in evinde gizlice evlendi. Bu evlillikten daha sonra Engincan ve Melisa adından iki çocuk dünyaya getirdi.

Neredeyse her yıl bir albüm çıkaran Sibel Can, 1995 yılında Raks Müzik’e transfer oldu. Büyük bir yükselişe geçen sanatçı, 1999 yılında Hakan Ural’dan ayrıldı. 2000 yılında çıkarttığı “İşte Türk Sanat Müziği, İşte Sibel Can” adlı albümle yeni bir döneme girdi. Aynı yıl Sulhi Aksüt ile evlendi ve bu evlilikten Emir isminde bir erkek çocuk dünyaya getirdi.

Sibel Can, albüm çalışmalarının yanında birçok dizide ve filmde de yer aldı. “Kaldırım Çiçeği”, “Gülüm”, “Bize Ne Oldu” ve “Berivan” gibi dizilerle kamera karşısında da başarısını kanıtladı. 2001 yılından beri Emre Plak ile çalışan sanatçı en son 2007 yılında “Akşam Sefası” adlı albümü ile sevenleriyle buluştu.

, , ,

26
Kas

http://video.google.com/videoplay?docid=8351781623047828268Ferhat Tunç ( 14.03.1964)
——————————————————————————–
14 Mart 1964 Yılında Tunceli’de doğdu. Çocukluğunu babasının Almanya’da oluşundan dolayı Annesi ve 4 kardeşi ile birlikte Tunceli’nin küçük bir mahallesinde geçirdi. Çocukluğu büyüklerinden öğrendiği, ağıtlar ve türküler söyleyerek geçti. İlkokul yıllarında başlayan müzik serüveni günümüze kadar sürüp geldi.

1979 yılında lise öğrenimini tamamlamadan Almanya’da yaşayan ailesinin yanına gitti. Almanya’da geçirdiği beş yıllık süre içerisinde müzik birikimini daha da arttırdı. Mainz Üniversitesi’ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir süre müzik öğrenimi gördü. Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın bütün ülkelerinde Amerikalı sanatçı arkadaşı Darnell Sumers ile birlikte konserler verdi. Bu ikilinin çalışmaları sonucunda 1984 Yılında Ferhat Tunç Avrupa’da ilk albümü olan “Bu Sevda Var iken”I çıkarttı.

1985 yılında Türkiye’ye dönen sanatçı aynı yıl “Vurgunum Hasretine” albümünü yayımladı. Daha sonra 1987′de “Ay Işığı Yana Yana”, 1988′de “Yaşamak Direnmektir” ve “İstanbul Konserleri-1″, 1989′da “Vuruldu”, 1990′da “Gül Vatan”, “1991′de “Ateş Gibi”, 1992′de “İstanbul Konserleri-2″, 1993′de “Firari Sevdam”, 1994′de “Özlemim Dağ Rüzgarı”, 1995′de “Kanı Susturun” ve 1997′de “Kayıp” albümü olmak üzere tam 13 albüme imza attı.

“Kavgamın Çiçeği” Ferhat Tunç’un Prestij Müzik etiketiyle çıkan son albümü?

Albüm piyasaya çıkmadan önce ulusal ve yerel TV kanallarında gösterime giren albüm içinde söz ve müziği Yusuf Hayaoğlu’na ait olan “Sen Ağlama Yar” adlı klip ile büyük beğeni kazanan sanatçı şarkılarında verdiği mesajla her kesimden insana hitap etmek amacında..Albümün müzik direktörü Osman İşmen. Arı Stüdyoları’nda hazırlanan albümde yer alan şarkılar, Yusuf Hayaoğlu, Ferhat Tunç, Ahmat Can Akyol, Mehmet Çetin, Hüseyin Akdemir’e ait?

Ferhat Tunç’un “Sen Ağlama Yar” klibine Prestij Müzik sanatçılarından Suavi; ünlü söz yazarı ve Mahsun Kırmızıgül’ün dizilerinden tanıdığımız sanatçının da yakın arkadaşı Tahir Paker ve 1998 Miss Turkey’de ilk onda dereceye giren.CHP genel sekreteri Sinan Yerlikaya’nın kızı Sidal Yerlikaya olmak üzere 3 kişi eşlik etti.

, ,

18
Eki

http://www.dailymotion.com/videoxa1gzh Son Yüzyılın En büyük Lider lerinden Birisidir. Türkeş Gibi Büyük bir Liğder Bu ülkeye gelmeyecek birdaha. Alparslan Türkeş 25 Kasım 1917?de Lefkoşe?de doğmuştur. Babası Ahmet Hamdi Efendi, annesi Fatımatül Zehra Hanım?dır. Alparslan Türkeş; aslen Kayserilidir. Büyük dedesi Arif Ağa Kayseri?nin Pınarbaşı ilçesinin Yukarı Köşgerli Köyünden Kıbrıs?a göç etmiş ve buraya yerleşmiştir. İlk ve orta eğitimini Lefkoşe?de tamamlamıştır. O yıllarda İngiliz işgal idaresi altında bulunan Kıbrıs?tan ailece Türkiye?ye göç etmişler ve İstanbul?a yerleşmişlerdir.

Kuleli?den Harp Okulu?na

Askerlik mesleğine büyük sevgisi olan Alparslan Türkeş 1933 yılında Kuleli Askeri Lisesi?ne girmiş başarı göstererek, 1939 yılında bu liseden mezun olmuş ve Harp Okulu?a geçmiştir.1939?da Harp Okulu?ndan mezun olarak orduya katılmıştır. Orduda muntazaman terfi etmiş ve harp akademisi imtihanını kazanarak akademiye geçmiştir. Başarılı bir eğitim dönemi sonrasında kurmay subay olarak mezun olmuştur.

Evlilikleri

1940 yılında Isparta’da Muzaffer Hanım?la evlenirler. Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları dünyaya gelir.Muzaffer Hanım 1974 yılında vefat eder.Alparslan Türkeş 1976 yılında Sevâl Hanım’la ikinci evliliğini yapar. Bu evlilikten Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu olmuştur.

1944 Milliyetçilik Olayı

3 Mayıs1944… Ankara’da bir yürüyüş vardır. Türk Milletinin ve Devletinin bekası fikrine sahip aydınlar ve onların izindeki gençler, basın ve üniversite kadrolarına sızan ve kendilerini cumhuriyetin gerçek sahibi diye gösteren dönme-devşirme ittifakının oyunlarına karşı ideolojik tavrını koyar.

Yürüyüşten sonra bir grup milliyetçi aydın tutuklanır.CHP faşizminin açtığı Türkçülük-Turancılık Davası başlar. Milliyetçiler tabutluklara atılırlar, işkencelere uğrarlar.Genç Üsteğmen Alparslan Türkeş de bu aydınlar arasındadır.

20 Ekim 1944′te kendisini “vatan hainliği” suçlamasıyla sorgulayan Savcı?ya “Diğer sanıklar gibi bana da vatan hainliği suçu isnad edilmiştir. Bunu şiddetle redderim. Ben yeryüzünde herşeyden çok milletimi ve vatanımı severim” cevabını verir. Ancak mahkeme tarafından, 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılır ve mahkeme süresince bir yıl hücre hapsi yattığı için tahliye edilir. Kendisine verilen ceza daha sonra Askeri Yargıtay tarafından bozulur ve 2 numaralı mahkemede beraat eder.

Yurtdışı Görevleri

1948 yılında Genel Kurmay tarafından açılan imtihanları kazanmış ve bütün eğitim dönemindeki başarılarıda gözönüne alınarak Amerika?ya tahsile gönderilmiştir.Amerika?da piyade okulu ve Amerikan Harp Akademi?sinde tahsil görmüş buralardan da iyi dereceler ile mezun olmuştur. 1955?de kurmay binbaşı olan Alparslan Türkeş (Amerika?da) Washıngton?da bulunan daimi gurup nezninde Türk Genelkurmayı?nın Temsil Heyeti üyeliğine tayin edilmiştir. 1957 yılının sonuna kadar vazifesini sürdürmüştür. Bu süre içerisinde Üniversity of America (Amerika Üniversitesi)?ya devam etmiş, International Economics tahsili görmüştür. Daha sonra yurda dönen Alparslan Türkeş, 1959?da Almanya?ya Atom ve Nükleer Okulu?na gönderilmiş, bu okulu da başarı ile bitirmiştir. İyi derecede fransızca ve ingilizce bilen Alparslan Türkeş, 27 Mayıs 1960 yılına kadar Avrupa?da muhtelif Nato toplantılarında ve askeri mevzularda Türk Genel Kurmay Başkanlığı?nın temsilcisi olarak bulunmuştur.

27 Mayıs 1960 Darbesi

27 Mayıs 1960 Askeri Darbesinin önde gelen simalarından olan Alparslan Türkeş, bu hareketi partilerüstü ve milli birliği sağlayacak bir reform hareketi olarak düşünmüştür. Müdahaleden sonra Milli Birlik Komitesi üyesi olarak, Başbakanlık Müsteşarlığı yapmıştır. Görevde bulunduğu 27 Mayıs 1960-25 Eylül 1960 tarihleri arasında, ülke ve kültür bütünlüğü kanun tasarısını ve Devlet Planlama Teşkilatı kanun tasarısını kanunlaştırmıştır.CHP?li bazı politikacıların Milli Birlik Komitesi üyelerine yapmış oldukları bazı telkinler ile 13 Kasım 1960 tarihinde 13 arkadaşı ile Mili Birlik Komitesi?nden çıkarılmış ve Mürtet Hava Üssünde hapsedilmiş, daha sonra da, CHP?lilerin rahat hareket etmeleri için 19 Kasım 1960?ta Türkiye?den, hükümet müşaviri görevi ile Hindistan Yeni Delhi?ye mecburi ikâmetgah olarak gönderilmiştir. Alparslan Türkeş Hindistan?da iken hükümet yöneticilerine mektuplarla sürekli ikazlarda bulunmuştur.

23 Şubat 1963?ta yurda dönen Alparslan Türkeş, dava arkadaşlarıyla birlikte kadro oluşturup partileşmek amacıyla “Huzur ve Yükseliş Derneği” adlı bir dernek kurar.

Talat Aydemir Olayı

Kısa bir süre sonra Talat Aydemir’in giriştiği darbe teşebbüsüne karıştığı iddiası ile 21 Mayıs 1963?te tutuklanır ve Mamak Askeri Cezaevinde dört ay hücre hapsinde yatar. Yargılama sonucundae beraat eder. 5 Eylül 1963?te tahliye olur.

CKMP Dönemi

31 Mart 1964?te Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP)?ne üye olmuş ve Parti Genel Müfettişliği görevini almıştır. 1 Ağustos 1965?de CKMP?nin kongresinde parti üyeleri tarafından genel başkanlığa seçilmiştir. (8-9) Şubat 1969 CKMP?nin Adana?daki kongresinde Alparsalan Türkeş?in teklifiyle partinin ismi Milliyetçi Hareket Partisi olarak değiştirilmiştir.

MHP Dönemi

65-69, 69-73, 73-77 ve 1977?den 12 Eylül 1980?e kadar dört dönem, Ankara ve Adana?dan milletvekilliği yapmıştır. 1975?den sonra kurulan 1. ce 2. Miliyetçi Cephe hükümetlerinde başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. 12 Eylül 1980 hareketinden sonra sıkıyönetim tarafından tevkif edilmiş ve 29 Nisan 1981 tarihinde, MHP ve Ülkücü Kuruluşlar davası adı ile sıkıyönetim mahkemelerinin karşısına çıkarılmıştır. Yargılandığı dava nedeni ile uzun süren tutukluluğu, 9 Nisan 1985?de tahliyeyle son bulmuştur.

MÇP Dönemi

Bu dava nedeniyle dört buçuk yıl tutuklu kalmıştır. 6 Eylül 1987?de siyasi yasakların referandum ile kalkmasından sonra 20 Eylül?de Alparslan Türkeş MÇP?ye törenle kaydolmuştur. 4 Ekim 1987 tarihinde yapılan olağanüstü 2.Kongre ile Milliyetçi Çalışma Partisi Genel Başkanlığı?na seçilmiştir.

24 Eylül 1991 tarihinde 19. Dönem Milletvekili seçimlerinde MÇP?nin, IDP, RP ile üçlü ittifak yapmasıyla Yozgat?dan milletvekili seçilmiştir. 15 Kasım 1991 tarihinde 18 arkadaşı ile ittifaktan ayrılarak bağımsız milletvekili olmuştur. 25 Aralık 1991?de Demokratik Hareket Partisini kurmuştur.Kurucular Kurulu kararı ile parti kapatılarak, Milliyetçi Çalışma Partisi?nin 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan 3. Olağan Genel Kongresi?nde MÇP?nin Genel Başkanlığı?na seçilmiştir.

MÇP?den yeniden MHP?ye

12 Eylül 1980 hareketinin kapattığı siyasi partilerin isim ve amblemlerinin kullanma yasağının kalkması ile, 27 Aralık 1992 tarihinde, kapatılan MHP?nin ogünkü delegelerinin katıldığı kongrede, MHP?nin isim, amblem kullanma yetkisi tekrar kurucu Alparslan Türkeş?e devredilmiştir.
24 Ocak 1993 tarihinde yapılan kongrede, MÇP yerini MHP?ye bırakmış, Genel Başkanlığa da Alparslan Türkeş seçilmiştir.

Alparslan Türkeş 24 Aralık 1995 tarihinde yapılan genel seçimlerde Adana?dan milletvekilliği adaylığını açıklamıştır. Milliyetçi Hareket Partisi, 24 Aralık 1995?te yapılan genel seçimlerde %10?luk ülke barajına takılarak meclise girememiştir.

Alparslan Türkeş 4 Nisan 1997 tarihinde vefat etti, Ankara Beşevler?deki kabrinde medfundur.

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Alparslan Türkeş?in Liderlik Sırları Dr.Arslan Tekin
Okumuş Adam Yayıncılık ve Eğitim Hizmetleri İstanbul 2000

Tarihte iz bırakan kaç lider vardır? Türkeş, çok partili hayatımızda, başta Türk dünyası olmak üzere dünyaca tanınan ve yakından takip edilen liderlerin en başında geliyordu. 80 yıllık ömür, turan bayrağını yükseltme, Türk adını dağa, taşa, Ay’a, Marsa’a yazdırma kavgasıyla geçmiştir. Dağınıt milliyetçiler onun etrafında toplanmış Türk Siyaset hayatının belirleyicisi olmuştur.
İhtilal yapmış ve ihtilaller yaşamış bir lider olarak en kötü demokrasiyi en iyi ihtilale tercih eden Alparslan Türkeş’in liderliğinin bilinmeyen pek çok noktası ilk defa bu kitapta Dr. Arslan Tekin’in kaleminden aydınlığa çıkıyor.

2.Alparslan Türkeş, MHP ve Bozkurtlar
Olaylar, Belgeler, Hatıralar
Cemal Anadol
Kamer Yayınları

, , ,

18
Eki

http://www.dailymotion.com/videox7p9kxDeniz Gezmiş, 27 Şubat 1947′de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Annesi ve babasının öğretmen olması nedeniyle ilk ve ortaöğremini Sivas’ta yaptı. Ardından liseyi İstanbul’da okudu. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar ilçe başkanlığına aday oldu. Henüz lise yıllarındayken tanıştığı sol görüş ile genç yaşta kendini eylemlerin ortasında buldu. 31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin, Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında Türk-iş yöneticilerini protesto eden grupla beraber yaptığı eylem sonucunda tutuklanarak gözlatına alındı. Bu olay Deniz Gezmiş’in ilk gözaltına alınmasıydı.
1966 yılının Kasım ayında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Ardından 19 Ocak 1967′de Türkiye Milli Talebe Fedarsayonu’nunda çıkan olaylarda arkadaşları ile gözaltına alındı ancak kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967′de ise öğrenci örgütlerinin düzenleddiği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağının yakılması nedeniyle tekrar gözaltına alındı.

30 Ocak 1968′de hukuk fakültesindeki arkadaları ile birlikte Devrimci Hukuklular Örgütü’nü kurdu ve hemen ardından 7 Mart 1968′de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan devlet bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için bir kez daha tutuklandı. 2 Mayıs 1968′e kadar tutuklu kalan Deniz Gezmiş, yargılandı ancak beraat etti.

12 Haziran 1968′de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adı verilen grupun lideri olarak Baltalimanı’nda yapılan görüşmelere katılan Deniz Gezmiş, öğrenci haklarının elde edilmesinde etkili oldu. 30 Temmuz’da 6. Filo’nun İstanbul’a girişini protesto etmek suçundan tutuklandı.

Deniz Gezmiş, Milli Demokratik Devrim görüşünün öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. 1968 yılında yapılan öğrenci eylemlerinde Cihan Alptekin, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Mustafa İlker Gürkan, Cevat Ercişli, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Erim Süerkan ile birlikte Devrimci Öğrenci Birliği’ni kurdu. Ardından 1 Kasım 1968′de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’nın da içinde bulunduğu AÜTB, DÖB ve ODTÜÖB’nin de içinde bulunduğu “Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”‘nü düzenledi. 28 Kasım 1968′de ABD büyükelçisinin İstanbul’a gelişini prototesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde tutuklandı ancak tekrar serbers bırakıldı.

Bu dönemde 2-3 aylık tutuklanma süreçleri geçirdi. 16 Mart 1969′da İstanbul Üniversitesi’nde düzenlediği öğrenci hareketleri nedeniyle 19 Mart’ta tutuklandı ve 3 Nisan’a kadar tutukluluğu devam etti. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin düzenlediği protesto gösterilerine önderlik etti. Çıkan çatışmalarda yaralandı. 23 Haziran 1969′da TMGT’nin toplsndığı 1. Devrimci Miliyetçi Gençlik Kurultayı’nsa FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir program hazırladıktan sonra hakkında tutuklama kararının olmasından dolayı Filistin’e kaçtı.

1 Eylül 1969′a kadar Filistin’de kaldı. Bu dönemde üniversiteyi işgalden dolayı Hukuk Fakültesin’den atıldı. 23 Eylül 1969′da hukuk fakültesinde olduğu bir sıra polis tarafından yakalarak gözaltına alında da 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Ardından Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi’nde Battal Mehetoğlu’nun sağcılar tarafından öldürülmesi olayında okulda yapılan aratırmalarda Deniz Gezmiş’e ait olduğu önesürülen silahların ele geçirlmesi üzerine hakkında tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. 20 Aralık 1969′da tutuklanan Deniz Gezmiş, 18 Eylül 1970′e kadar hapis yattı.

Hapisten çıkmasından sonra öğrenci hareketlerinden uzaklaştı ve Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu kurdu. Türkiye’de silahlı mücedele veren ilk siyasi örgüt olan THKO, bağımsız ve demokratik bir Türkiye için mücadele yürürttü. Sosyalist gençliğin katıldığı bu örgüt Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Alparslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin tarafından kurulmuştu. Bir takım eylemlerden sonra 4 Mart 1971′de yayınlanan bir bildiri ile örgüt kamuoyuna tanıtıldı.

İlk silahlı eylemleri 29 Ocak 1970 tarihinde verdi ve 12 Mart dönemi boyunca faaliyetlerini dürdürdü. Daha sonra bu örgüt içinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in de bulunduğu idam kararının iptali için çalışmalarda bulundu. Kadir Manga ve Alparslan Özdoğan’nın Nurhak’ta, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın Kızıldere’de öldürülmesinden sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’nın idamıyla bu örgüt dağıldı.

Deniz Gezmiş, 11 Ocak 1971′de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adına Ankara İş Bankası, Emek Şubesi’nin soygununda yeraldı. Bu sırada Deniz Gezmiş hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı ve polisten kaçmaktaydı. 1971 yılında gerçekleşen 12 Mart darbesinin hemen ardından Yusuf Aslan ile birlikte Sivas’a giderken motorsikletlerinin bozulmasıyla gelen ihbarla 16 Kasım 1971′de tutuklandı. Gemenek’te yakalandıktan sonra Kayseri’ye getirildi. Ardından Ankara’ya o dönem içişleri bakanı olan Haldun Menteşeoğlu’na götürüldü.

16 Temmuz 1971′de Sıkıyönetim Mahkemesi, Altındağ Veteriner Okulu binasında Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki, Baki Tuğ savcılığında toplandı. 9 Ekim 1971′de son bulan mahkeme’de TCK’nın 146. maddesinin ihlali gerekçesiyşe 9 Ekim 1971′de idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972 tarihinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ile birlikte saat 1.00-3.00 arasında Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.

Deniz Gezmiş’in son istekleri hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Yazar Erdal Öz’ün yaptığı görüşmlerde en son olarak Rodrigo’nun Aranjuez Konçertosunu dinlemek ve bir bardak çay içmek istediği geçse de avukatı bunu doğrulamamıştır. Ancak ölümünden sonra kendisi gibi devrimci arkadaşı Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istediği babasına yazdığı mektupta yerlamaktadır.

Deniz Gezmiş’in babasına yazdığı son mektup..

Baba,
Mektup elinize geçtiğinde ben aranızdan ayrılmış bulunuyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum. Fakat bu durumu metanetle karşılamanı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir. Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun da bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum. Sadece senin değil Türkiye’de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için avukatlarıma gerekli talimatı verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara’da 1969′da ölen arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul’a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum. Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.
Oğlun Deniz Gezmiş. Merkez Cezaevi

, , ,

17
Eki

http://www.dailymotion.com/videox7u3mg1992 yılında “Kıl Oldum Abi” adlı parçasıyla büyük bir çıkış yakalayan Tarkan, “Şımarık” ve “Şıkıdım” gibi parçalarıyla Avrupa’da müzik listelerine girmeyi başarmış, ardından çıkardığı İngilizce albüm “Come Closer”ın başarısı ile Türkiye ile sınırlı kalmayacağını göstermiştir.

Tarkan Tevetoğlu, 17 Ekim 1972′de aslen Rizeli olan bir aileden Almanya’nın Frankfurt yakınlarından bulunan Alzey kasabasında doğdu. İlköğretimi Almanya’da tamamladıktan sonra 15 yaşında ike ilesi ile birlikte Türkiye’ye döndü. Babası Ali Tevetoğlu’nun oğlunda gördüğü müzik yeteneği ile 13 yaşındayken Klasik Türk Müziği eğitimi almaya başladı. Eğitimini Karamürsel’de devam eden sanatçı 1990 yılında Karamürsel Lisesi’nden mezun oldu.
Müzik eğitimi için İstanbul’a gittikten sonra 1990 ile 1992 yılları arasında Üsküdar Musiki Cemiyeti’ne devam etti. 1993 yılında prodüktör Mehmet Söğütoğlu ile tanışmasının ardından İstanbul Plak ile anlaşma yaptı. İlk albümü “Yine Sensiz” 1992 yılında piyasaya çıktı. Albümün çıkış şarkısı “Kıl Oldum Abi” ile kısa sürede büyük bir çıkış yakaladı. Albüm 900 bin adet satıldı ve Tarkan bir anda tüm televizyonların ve magazinin kilit noktası haline geldi.

Ardından 1994 yılında çıkardığı “Aa Acayipsin” adlı albümde Sezen Aksu ile çalışan Tarkan, daha ikinci albümü ile Türk Pop Müzik camiasının en önemli isimlerinden biri haline geldi. Bu albümden sonra Türkiye ve dünya turuna çıkan sanatçı, Türkiye ve Avrupa’da 24 konser verdi. Bu konserlerin 25′i, ulusal çapta gerçekleştirilen en büyük sponsorlu turne kapsamında, Tarkan’ı Türkiye’nin farklı illerinde yaklaşık 10 bin seyirci ile buluşturan stadyum konserleriydi. Sanatçının kariyerindeki en büyük dönüm noktalarından olan albüm 2,5 milyona yakın satıldı. Avrupa’da da 950 bin rakamına ulaştı.

1995 yılında Ahmet Ertegün ve Atlantic Records ile anlaşma imzaladı. Türkiye’de medyanın yoğun takibi ve baskılarının artması üzerine New York’a giden sanatçı burada bir yandan albüm çalışmalarına devam ederken bir yandan da New York Baruch Üniversitesi’nde dil eğitimi aldı.

O dönemin en önemli yıldızları icra eden menajeri Ahmet San ile 1995′te sözleşme imzaladıktan sonra 1994-1997 yılları arasında İsviçre, Hollanda, İngiltere ve Almanya?da toplam 12 şehri kapsayan 3 büyük Avrupa turnesine çıktı. 1995 yılında New York Palladium?da verdiği konser, Türkiye’de canlı yayınlandı. Tarkan, 1997 Temmuz’de üçüncü albümü “Ölürüm Sana” rekor satışlarını kırıp Türkiye’de 2,5 milyon sattı. Aynı yıl kendi müzik şirketi HITT Prodüksiyon’u kurdu, 1998 yılında Walt Disney’in 35. uzun metrajlı çizgi film’i olan Herkül’ün baş karakterini Türkçe olarak seslendirdi. Filmin müziklerinden “Yolumdayım”ı seslendirdi.

Bu albümde yer alan ve bir Sezen Aksu parçası olan “Şımarık”, kısa sürede dünya çapında tanındı ve daha sonra başka yabancı sanatçılar tarafından da çeşitli dillerde yorumlandı. Ahmet Ertegün ile olan anlaşmazlıklarından dolayı Atlantic Records’tan ayrıldıktan sonra Türkiye’ye dönerek askerlik görevini yerine getirdi. Tarkan, 2001 yılında “Kuzu Kuzu” isimli single çalışmasını piyasaya sürdü. Aynı yıl “Karma” adlı albümünü yayınladı. Albümde yer alan “Kuzu Kuzu” ve “Hüp” gibi çalışmalar ile iyi bir dönüş yaptı. Washington Post Tarkan ile ilgili yaptığı bir haberde, Tarkan’nın Fransa’dan Danimarka’ya müzik listelerine girebilmeyi başarmış, Rusya’da en çok satan Rus olmayan sanatçı ünvanını almaya layık görülmüştü.

2003 yılına gelindiğinde Tarkan yeni albümü “Dudu” adlı albümünün çalışmalarını tamamladı. Nazan Öncel ile çalıştığı bu albüm ile Rusya’da 1 milyon satış rakamına ulaştı, aynı ülkeden en iyi yabancı şarkı ödülünü aldı.

Bir yandan reklam filmlerinde oynayan sanatçı 2001 yılında Pepsi ile gerçekleştirilen sponsorluğun ardından, çekimleri Kapadokya’da yapılan Turkcell?in Hazır Kart reklamlarında yer aldı. “Özgürlük İçimizde” adlı bestesini de seslendirdiği aynı proje kapsamında Tarkan-Özgürlük Yolcusu takvimi piyasaya sunuldu. 2004′te petrol şirketi OPET’in reklamlarında yer aldı. 2006 Yılında da Avea sponsorluğunda bir dizi konser verdi.

Dünyadan müziği ile olumlu eleştirilen almasından haraketle İngilizce albüm yapma kararı alan sanatçı, 2005′in Ekim ayından beklenen single “Bounce”u piyasaya sürdü. Hemen ardından ilk İngilizce albümü olan “Come Closer” aynı anda tüm Avrupa ve Türkiye’de satışa sunuldu. Kısa bir süre sonra albümde yer alan “Start The Fire” adlı ikinci single çalışmasını yaptı.

Müziğe kısa bir süre ara verdikten sonra 2007 yılının Aralık ayında altıncı albümü “Metamorfoz” ile tekrar sevenleriyle kavuştu. Albüm klasik bir Tarkan albümü olmamasından ötürü olumsuz eleştrilere maruz kalsa da sevenleri Tarkan’ı yanlız bırakmadı. Albüm tüm bu olumsuz eleştirilere rağmen 2 ayda 500 bin satış rakamına ulaştı.

Ayşe Arman’nın Tarkan ile yaptığı röportaj :

Sesiniz sedanız çıkmıyor. Kendinizi geri mi çektiniz Allah aşkına!
- Ne alakası var, geri çekilme filan yok! Tam tersine, yeni bir Türkçe pop albüm hazırlıyorum. İngilizce albüm çalışmalarım sürüyor. Sonra birbiri ardına bir sürü konser var. Dubai?den sonra, Kopenhag, Hamburg, Los Angeles. Yoğunum yani, başımı kaşıyacak vaktim yok. Ama artık magazin programlarında ve dergilerinde yer almıyorum…

Yoksa, bilinçli bir tercih mi bu?
- Fevkalade bilinçli.

Peki neden?
- Medyayla aramızda güven krizi var! Söylediklerimin çarpıtılmasından, zorla birtakım polemiklere sokulmaktan sıkıldım. Benim için artık bu tür şeylerin esprisi yok. Canım istemiyor. Eğlenceli gelmiyor. Hatta sıkıcı ve banal buluyorum. Bir de tabii itiraf etmem gerekirse, inciniyorum. Doğrudan kafama ateş ediyorlar.

Hala deriniz kalınlaşmadı mı?
- Hayır. Kaşarlaşamadım bir türlü. Derim hálá ince. Üzülüyorum. O yüzden röportajlara hayır diyorum.

Ama, sanatçılar magazinle beslenirler, diye biliriz. Bu bir karşılıklı ihtiyaçtır…
- Benim böyle bir ihtiyacım yok. Lütfen ukalalık gibi değerlendirmeyin, o gürültüde, o kargaşada yer almak bana manasız geliyor. Bir de artık beni bilen biliyor ya. Konserlerim tıklım tıklım. Bana yetiyor. Daha ne isterim?

İyi de, ertesi gün gazeteye baktığımızda, sizden hiç söz edilmiyor ya da adınız eskiye oranla çok daha az geçiyor… Korkmuyor musunuz?
- Hayır. Gazetelerin seni eskisi kadar yazıp çizmemesi, popülariteni kaybettiğin anlamına gelmiyor. Tam tersine, birilerini her gün gazetede manşetlerde gördüğüm zaman kuşku duyuyorum, bir reyting problemi varmış gibi geliyor bana. Bu mekanizmadan uzakta durmak istiyorum. Ben magazin haberlerle değil, işimle anılmak istiyorum.

İnsan, belli bir doygunluğa gelince mi böyle hissediyor?
- Bilmem, olabilir. İnsan doyuyor galiba. Eskiden daha fazla dışarı çıkıyordum. Haber olmak için mi çıkıyordum, dışarı çıktığım için mi haber oluyordum bilmiyorum. Ama artık dışarı bile çıkmak istemiyorum. İçime kapandım biraz. Daha doğrusu, kendimi tanımaya çalışıyorum. Müzik yapıyorum, hobilerimle meşgulüm, çok sık seyahat ediyorum. Uzaklaşınca, Türkiye?yi daha net görüyorum. Ne kadar küçük bir dünyam olduğunu, ne salak şeylerle uğraştığımı fark ediyorum. Ama işte bir süre sonra Türkiye?yi özlüyorum, geliyorum hooop yine kendimi o girdabın içinde buluyorum.

Yine de ben “Hakkımda yazılsın çizilsin istemiyorum” laflarına inanmıyorum…
- Ama doğru söylüyorum. Konsere çıkıyorsam, yeni bir albüm yapıyorsam ya da söylemek istediğim yeni bir şey varsa, o zaman röportaj veriyorum. Bazen de “Hadi çıkayım ortalığa da, etrafı şöyle bir sallayayım” diyorum. Ama işte hepsi o kadar. Yoksa o yaldızlı dünyanın bir yalandan ibaret olduğunu biliyorum. O yüzden de, epey bir zamandır başka türlü yaşıyorum. Sevgilimle, köpeğimle, arkadaşlarımla mutluyum.

“Sevgilisi gerçek değil. Paravan. Onun aslında erkek sevgilileri var!” laflarına ne diyorsunuz?
- Gülüyorum. Bu ülke, beni illa gay yapacak, o zaman rahat edecekler! Altı senedir birlikteyiz Bilge?yle. Bir yalan, altı sene nasıl sürdürülebilir?

Sevgiliniz de çok geride, kendi halinde biri. Çok gösterişli değil, çok frapan değil, çok meme değil, çok popo değil. Rahatlıkla öyle birini de seçebilirdiniz. Siz Tarkan?sınız, sahnelerin seks tanrısı…
- Sadece sahnede öyleyim. O sahneden indim mi, herhangi biri, sıradan biriyim. Bilge?yle birlikte mutluyuz. Zaten onun kendini olmadığı bir şey gibi göstermeyen halini seviyorum. Zor bir hayatımız var. Her zaman didikleniyoruz. Sağa sola rahat gidemiyoruz.

Siz yurtdışındayken, o ne yapıyor?
- Bazen yanıma geliyor. Bazen de gelmiyor. Özlemek ikimize de iyi geliyor. İstanbul?da ikimizin ayrı evi var. Ama çoğunlukla birlikte geçiriyoruz zamanımızı.

O da röportaj vermiyor. Birkaç kez aradım. Kibarca savuşturdu beni. Onu nasıl tutabiliyorsunuz? İnsanlar şöhret için bu kadar delirirken…
- Bu tür şeyler onu hiç ilgilendirmiyor.

“Allah?ım ben Tarkan?la sevgiliyim. Seviştiğim adam Tarkan!” filan da yapmıyor mu bu kadın!
- İlk zamanlar belki biraz sarhoşluk yaşadı. Ama medyanın üzerine gitmesinden hep rahatsız oldu. “Ben de çıkayım Tarkan?ın sevgilisi olmak nasıl bir şey anlatayım” heveslerine kapılmadı.

Kız kardeşi daha farklı ama…
- Hangisi Berna mı? Deli o. Ama tatlı bir deli. Çok severim. Üç kız kardeş onlar, üçü de çok farklı. Bilge, ağırbaşlı. Zaten avukat. Mesleği de başka türlüsünü kaldırmaz. Göz önünde olamaz. Öyle bir niyeti olmaması da çok hoşuma gidiyor.

Tamam röportaj vermemenizi anladım, ama sizi çılgınca seven hayranlarınıza ne olacak? Onlara haksızlık değil mi?
- E haksızlık oluyor tabii. Onlar benim orada burada daha sık karşılarına çıkmamı istiyorlardır. Amerika?ya gittiğimde çok kıskanıyorum, çok güzel talk-show?lar görüyorum, normal kanallarda da, MTV?de de. Türkiye?de maalesef yok. Türkiye?de kiminle, hangi talk-show?da sohbet edeceğim? Mutlaka, abuk sabuk yerlere çekilecek, olmadığım biri gibi gösterileceğim. Konu dönüp dolaşıp hep aynı yere gelecek: “Gay misin, biseksüel mi?”

Duyarlı, utangaç ve mütevazısınız… Ama sahneye çıkınca “seks tanrısı” oluyorsunuz. Nasıl bu kadar değişiyorsunuz? Orada ne oluyor? Hormonlarınızda değişen bir şeyler mi oluyor?
- Kesinlikle oluyor! Orası, yani sahne başka bir şey. Her şey bir arada, insanlar, spotlar, müziğin yüksek volümü… İnsanlar ismini haykırıyor, tezahürat ediyor… Seni arzuluyorlar… Bunu hissediyorsun… Kaplana dönüyorsun… Ve ben sahneyi çok seviyorum. Onaylandığımı, takdir edildiğimi hissediyorum. Ama sahneden inince, tekrar sıradan adam oluyorum. Bunu da seviyorum…

Bunca zaman Tarkan imajı, Tarkan sesi, Tarkan stili, Tarkan müziği diye bir şey yarattınız. Şimdi ne yapıyorsunuz? Bundan daha fazla yapabileceğim bir şey yok, diyor musunuz?
- Demez miyim? Kendime karşı acımasız bir adamım, içimde kendimi yerden yere vuruyorum. Ve yetersiz buluyorum. “Daha iyi olabilirdin” diyorum. “Daha iyi söyleyebilirdin, daha iyi söz yazabilirdin, daha iyi dans edebilirdin…” Hayatım kendimi nasıl geliştirebileceğimi düşünmekle geçiyor. Ama dürüst olmak gerekirse, bazen de “Aman be!” diyorum, “Ne uğraşacaksın bunlarla. Şöhreti batsın!” Her şeyi bırakıp, bir kenara çekileyim istiyorum.

Amerika?da tanıyorlar mı sizi sokakta yürürken filan?
- Los Angeles?ta tanıyorlar. Orada Latin çok, Meksikalılar filan. Miami?de de tanıyorlar. Venezüellalılar, Brezilyalılar var. Ama Amerikalılar tanımıyor. Hoşuma da gidiyor.

New York?ta da ordu halinde mi yaşıyorsunuz?
- Hayır. Tekim. Güvenlik de yok. İlk zamanlar öyle değildi tabii, Michael Jackson gibi beş korumayla dolaşıyordum. Limuzinler filan. Özenmişim demek ki. Şimdi komik geliyor.

Peki korktuğunuz şeyler değişti mi?
- Sağlıksal paranoyalarım olmaya başladı…

Nasıl yani? Ölüm korkusu mu?
-Yok ölmekten hiç korkmuyorum, hatta “İyi bile olur” diyorum. Erken gitmekte fayda var. Çok yaşanılası bir dünya değil. Biraz karamsarım son zamanlarda. Bir yandan da genetik mirasımdan şüpheliyim. Babam genç yaşta kalpten gitti, kolesterolü yüksekti, benim de öyle. Annemin de yıllardır problemleri var. Bazen “Acaba şeker hastası mı olacağım, kalp hastası mı?” diye korkulara kapılıyorum. Check-up?lara gidiyorum, Allah?a şükür, dizim dışında her şey iyi. Bazen de, yapmak istediklerimi yapabilecek miyim, diye düşünüyorum. Zamanım yetecek mi, daha çoook şey var yapmak istediğim…

Neler mesela?
- Kendim dışında birilerine faydalı olayım istiyorum. Örnek aldığım isimler: Bono ve Angelina Jolie. Angelina Jolie bile Hollywood?un yalan olduğunun fark etti.

Peki Angelina Jolie?ninki bir PR faaliyeti olamaz mı?
- Olsa ne fark eder. Kadının, yardıma ihtiyacı olanlara faydası oluyor mu, oluyor. Ayrıca, samimi olduğuna inanıyorum.

Siz niye yapamıyorsunuz?
- İstiyorum ama olmuyor. Denedik. Destek alamıyoruz.

, ,

17
Eki

http://www.dailymotion.com/videox4pg2j Zeki Müren Hakkında Bilmediklerinizi Bu belgesel sayesinde öğrenebilirsiniz. Zeki Müren Gerçekten Çok karakterli ve kaliteli bir insanmış.

, , ,

04
Eki

http://www.dailymotion.com/videox80zoc1976 yılında İzmir?de doğmuşum ama babamın Afyon fanatikliği yüzünden nüfus kağıdımda doğum yerim Afyon olarak geçer. Ve hayatım boyunca sadece bir kere gittiğim Afyon?lu oluveririm.
İki tane ablamdan öğrendiğim en iyi şey okuma yazmadır. 4 yaşındayken okuma, yazma, çarpım tablosu ve bilimum matematik işlemlerini öğrenmiştim. Bundan dolayı ilkokul birinci sınıfı okumadan ikinci sınıfa geçtim (aslında üçe geçecektim ama minyon olduğum için babam istemedi.) O yaşlardaki birisinin noktalama işaretlerini bile doğru kullanarak yazabiliyor olması şaşkınlıkla karşılanmıştı.

İlk taklit denemem ?Bakkal İsmail Amca?ydı. Alt dudağı aşağı sarkıtarak konuşursan her evcilik oyununun içine İsmail Amca?yı koyabilirdin o zamanlar.

12 Eylül öncesi evimizi 3 kişiyle paylaşıyorduk. Birisi kızdı. Ortadan ayrılmış uzun güzel saçları ve kocaman fotoğraf makinesi vardı. Onunla bizim fotoğraflarımızı çekerdi. Onlara herkes ?anarşikler? derdi. Sonra bu anarşiklerin erkek olanlarından birini damın üstünde polis öldürdü. Son sözü ?ah anam!? oldu.(Ve bir yerlerde bi ananın canı yandı.) Biz hiçbi?şey olmamış gibi patates yemeğe devam ettik.

Elektriklerin bol bol kesildiği, babamın karanlıkta bize masal anlattığı dönemlerdi. ?Keçi Kız?ı çok severdik. Keşke şimdi de hatırlasa babam, keşke ben de hatırlasam da ışıkları söndürüp oğlum Nejat? a Keçi Kızı anlatsam.

İlkokul 3. sınıfta girdiğim ?barış? konulu bir resim yarışmasında 3. oldum. Ödül olarak fotoğraf makinesi verdiler. Böylelikle resme bi? süre ara vermek zorunda kaldım.

İlkokul çağlarında en çok ?noolur beş dakka daha? derdim. Her sabah uyanırken ve her akşam oyundan koparken.

Ortaokul 1. sınıfın ilk dönemleri, sınıf başkanı seçimlerinde, sınıf başkanı olmak için bütün sınıf parmak kaldırıp, bir tek ben kaldırmadığım için sınıf başkanı oldum. Ama beceremediğim için ikinci dönem değiştirildim. (Hiçbir zaman iktidarı eline geçiren insan rolü oynayamadım çünkü.)

Lise dönemlerinde bir süre izcilik yaptıktan sonra oymak başı oldum. Tam o dönemde Erzincan depremi oldu. Biz yardım etmek için 8 kişilik bi grup olay yerine gittik. Türkiye?nin çok önemli bi gerçeğini, yaşanan sefaleti birebir yerinde görmek çok acı ve üzücüydü.

Bir gün okuldan eve gelirken gördüğüm bi tabela beni içeri taşıdı. İçerde bi ressam ve resim öğrencileri vardı. ?Ben de resim yapıyorum benimle de ilgilenir misiniz? diye sordum ressama, o da ?resimlerini getir bi bakayım? dedi. Götürdüm, beğendi ve çırak olarak işe başladım. Lise döneminde 3 yıl boyunca gittim. Rakısını, boyasını, fırçasını, bezini ben alıyordum; karşılığında resim yapıp, pek çok önemli sanat kitabını ödünç alıyor; ve sanatçıları öğreniyordum, anlıyordum da. Anlamadığım tek şey ?Burası Türkiye? yazan küçük bi kağıttı. Ne demek olduğunu sorduğumda ?ilerde anlarsın? demişti. Anladım.

İlk aşk acısı bir ay boyunca yemek yememek, ağlamak, ağlamak ve ağlamaktı. İnsan ilk aşık olduğu kişiyle evlenip çoluk çocuk yapmak istiyor. Ama iyi ki bunlar son aşık olduğuna nasip oluyor. Aradakilerdeyse konuşurken o raddeye gelmek bile ?Ah Belinda? sendromu yaratıyor.

Önemsiz platonik bir tiyatrocu yüzünden girdiğim önemli bir okuldu ?Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Ana Sanat Dalı Oyunculuk Bölümü?. Çok konuşan, her ortamda dikkat çekmeye çalışan, bol içki tüketen farklı bir ?klan?la karşı karşıyaydım. Önce garipsediğim bu klana zaman zaman uydum, zaman zaman dışlandım. Ve belki üç beş kuruş kazanırım diye girdiğim ?İkinci Bahar? dizisinde önemli rollerden birini oynayarak, aslında okuldaki ölüm fermanımı imzaladım. Ama yılmadım 6 yıl süren bir maceradan sonra üniversite hayatım Eskişehir?den, içinde diploma olan bir koliyle İstanbul?a taşındı.

Bir gün, üniversitedeyken hiç öleceğini düşünmediğimden hep hoyratça davrandığım -bu aralar en çok özlediğim- kişiden şaşırtıcı bir telefon aldım. Annem ilk kez bir yerlerinin ağrıdığını söylüyordu. Size biraz annemi anlatmam gerekiyor: Annem çok iyi niyetli, güvercinlerle, köpeklerle, kedilerle konuşan, rüzgarı dinleyen, gururlu, babama çok aşık, hükümet gibi bi kadındı. Ve asla şikayet etmezdi.

İlk defa bana bi yerlerinin ağrıdığını söylediğinde o yüzden çok şaşırdım ve okuldan izin istedim. Tabii ki vermediler. (Birilerinin birşeyleri anlaması için bazen kurban vermek gerekir)

Haberi almakta gecikmedim.Bir hafta sonra okuldan içeri girdiğimde herkesin yüzünde abartı bir iyimserlik, kötü gün dostu görünme hali vardı ve başım sağolsundu. Hala sağ. Başım.

? İkinci Bahar?, ?hayatımın şansı?. Ama Türkan Şoray, Şener Şen, Uğur Yücel gibi isimlerle çalışınca bir yandan ?cool? gözükmeye çalışıp, bir yandan çaresizlik içinde abuk subuk şeyler yapıp, bildiğim her şeyi birbirine dolayıp ?nerden bulduk bu kızı? izlenimi yaratmakta gecikmedim. Neyse ki toparladım da bu günlere gelebildim.

Hani eski Türk filmlerinde esas kız ünlü olma yolunda tam küçük bir adım atmıştır ki ünlü bir prodüktörle tanışır ve fonda müzik çalarken sabit kameranın önüne plak kapakları, film afişleri, gazete küpürlerinin yüzlercesi yağar. Ve şehrin dört bir yanında asılı olan esas kızın bol makyajlı billboardlarının önünde avare avare dolaşan esas oğlanı görürüz? Neyse ki benim esas oğlan olmasa bile esas adamım yanıbaşımda. O plak kapaklarını, gazete küpürlerini, film afişlerini ise zaten biliyorsunuz.

,

04
Eki

http://www.dailymotion.com/videox6ow39
Zerrin Egeliler Kimdir Biyografisi

1931 yılında doğmuş başarılı bir Türk oyuncusudur.Küçük yaşta yeteneği keşfedilip gençliğinin baharında film setleri ile tanıştı.37 tanesi bir yıl içerisinde olmak üzere toplamda 68 adet filmi vardır.Zerrin Egeliler Avrupa?nın bir yıl içerisinde en fazla film çeviren kadın oyuncusu ünvanınıda yıllardır elinde tutmaktadır.Filmlerin kısa ve hemen hemen aynı konular üzerine kurulu olması fazla film çekmesinde neden olmuştur.Oyunculuğunun yanı sıra striptizide Türkiye?ye başarılı bir şekilde tanıtmıştır.Şöhreti ise 1978 yılından sonra tavan yapmıştır.Filmleri bulunamaz ve elden ele dolaşır hale gelmiştir.Bunun yanı sıra sonraki yıllarda da film çekimlere devam etmiştir.Daha sonra oyunculuk hayatını yavaş yavaş bırakmaya başlayınca Köşk Gazinosunun sahibi Fahri Balcı ile evlenmiştir.Birkaç yıl içerisinde çocuk sahibi olan Egeliler daha sonra Bursa?ya yerleşmiştir.

, , ,

site map video75

video 75